Kariyer
24.08.2017 - 14:51 | Son Güncelleme: 24.08.2017-15:13

Mustafa Yazıcıoğlu ile film müziği üzerine söyleşi

Ülkemizde olduğu kadar yurt dışında yaptığı çalışmalarla isminden sıklıkla söz ettiren film müziği bestecisi Mustafa Yazıcıoğlu kimdir? Hakkında merak edilenleri ve film müziği ile ilgili her şeyi konuştuk.

Mustafa Yazıcıoğlu ile film müziği üzerine söyleşi

Zeynep Baliç:  Mustafa Yazıcıoğlu kimdir? Kendinizden bahseder misiniz?

Mustafa Yazıcıoğlu: Ben bir film müziği bestecisiyim. Başka hiç bir ünvanım yok. Neden böyle söylediğimi sonraki sorularda açıklayacağım. Gelelim asıl meseleye, 1981 İstanbul doğumluyum. Her müzisyenin ortak kaderi gibi olan küçük yaşlarda müzik eğitimine başlamak bende de mevcut. Ailemde profesyonel sanatçılar yoktu ama sanata düşkün bir aileden geliyorum. Özellikle müzik ve resim bizim ailece ilgi duyduğumuz sanat dallarıdır. Ben klasik müzik eğitimi ile başladım müzik eğitimime. Bunun yanında merak ettiğim her enstrümanı alıp öğrendim zaman içerisinde. Lakin Piyano dışında hiç bir enstrümanda virtüöz seviyesinde değilim. Beethoven, Mozart, Bach, Chopin ve daha bir çok bestecinin eserlerini çalışıp çaldım yıllarca. Enstrüman çalmayı öğrenmek çok ciddi mesai harcanması gereken bir şey. Şu an halen birçok yeni tanıştığım, dünya müziğinde kullanılan farklı enstrümanları öğrenmeye çalışıyorum. Yani bu işin sonu yok, kariyerinizde hangi seviyeye gelirseniz gelin "ben oldum" diye bir durum söz konusu değil.

Zeynep Baliç: Müzik sizin için nasıl başladı? Hangi noktada bu işi profesyonel olarak yapmalıyım dediniz?

Mustafa Yazıcıoğlu: Müzik benim için hobi olarak başladı elbette. Cidden çok küçük yaşlardaydım müzik eğitimim başladığında. Bendeki yeteneğin fark edilmesi uzun sürmedi çünkü inanılmaz iyi bir kulağım vardır. Duyduğum her şeyi oturup Piyano'da çalan bir çocuktum. Şu an halen öyleyim. Kapı zilini ya da çay kaşığının bardağa çarptığı zaman çıkardığı sesi gidip Piyano'da basan bir tip düşünün. Hah işte o bendim. Bunun yanında ikinci en büyük tutkum da filmlerdi. Sanırım film müziği bölümünü seçmem de bu yüzden. Tek başına müzik dinlemek bana büyük keyif verir ama nedense hep eksik gelmiştir. Görsellerle desteklendiğinde daha güçlü bir anlatıma sahip oluyor müzik. Film için de aynı şeyi düşünüyorum.  Ama dediğim gibi bütün bunları meslek olarak düşünmem lise yıllarımda oldu. Lise, pek çok insanın hayatının dönüm noktasıdır ya hani. Benim de öyle. Geleceğiniz için bir meslek seçmeliyim artık dediğiniz zamandır bu. Bir sonraki adım üniversite çünkü. Vereceğiniz kararın dönüşü olmayabilir, olsa bile size ciddi zaman kaybettirir bu fikir değişikliği. Yapabileceğim ne var ki? diye düşündüm, baktım ki pek bir şey yok aslında. Hiç bir mesleğin ne üniformasını ne de ruhunu giydiremiyorum kendime. O an dedim ki peki ne yapıyorum? Müzik. Meslek olarak nasıl olur ki? Neden olmasın. İlk ciddi kararım bu oldu müzisyenlik için. Ama Türkiye'de zor olacağını biliyordum. Zaten Türkiye'de pek de bir şey olmadı. Ben sektöre Kanada ve Amerika'da girdim ve oradan buraya taşıdım çalışmalarımı. Yıldız Teknik Üniversitesi, Canada Music Academy, Thornton School Of Music ve Berklee eğitim süreçlerimdi. Üniversite öncesinde  Prof. Server ACİM sahne müzikleri, orkestrasyon, armoni vs özel dersleri. Server ACİM bana müziğin ne olduğunu öğreten insandır. Onun verdiği bilgiler üzerine kurdum bütün eğitim hayatımı.

Zeynep Baliç: Meslek hayatınızın ilk yıllarından bu yana yaşadığınız süreçlerden biraz bahsetsek. Ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Mustafa Yazıcıoğlu: Meslek hayatım Kanada'da başladı. Sonra Amerikan sinema sektöründe bir şeyler yapıp oraya geçtim. Şu anda da çok farklı değil. Müziklerini yaptığım sinema filmlerinden dizilere hatta reklam müziklerine kadar bütün işlerim Amerika'da. Son 1,5-2 yıllık süreçte Türkiye'deki sinemacılar da adımı duymaya başladı, burada da çalışmalar yapıyorum. Söylediğim gibi Türkiye'de film müziği yapmak cidden çok zor. Ama mesleki zorluk değil bu, insanlar zor. Hatta sinemanın her departmanı zor çünkü Türkiye'de departman kültürü diye bir durum yok. Herkes her şeyi yapmaya çalışıyor. Cümlelerime bu yüzden "Ben bir Film Müziği Bestecisiyim" diyerek başladım. Sebepler çok farklı, en belli başlı sebebi de bütçeler. Yapımcılar yönetmene ve oyunculara belli  bir bütçe ayırırken post prodüksiyona gereken bütçeyi ayıramıyorlar veya ayırmak istemiyorlar. Bu kadar önemli bir şeye bile bütçe ayrılamazken müzik çok daha geri planda kalıyor tabi ki. Amerika'da ve Avrupa ülkelerinde işinizin gerektirdiği zorlukları, yani mesleki zorlukları yaşarsınız. Bunlar da "acaba filmin duygusunu tam verebildim mi, yönetmen tam olarak bunu mu istedi?" kıvamında olur. Bizde ise "bunu bestelediğim ama müzisyenlere çaldıracak paramız var mı?" şeklinde oluyor. Film Scoring dediğim zaman yüzüme bakıp "o ne demek?" diyen yönetmenler gördüm ben. Film müziği demek filmin altına görüntülerle bestelenen müzik demektir. Bunun da kelime karşılığı "Film Scoring"dir. Uzun süredir üniversitelerin radyo - tv, sinema - tv bölümlerinde seminerler yapıyorum. Sinemada müzik ve ses kullanımını anlatıyorum. Bunu sektörel bazda uzun uzun anlatan bir de kitap yazdım hatta. "Film Müziği Teknikleri". Şu an her kitap evinde var, bulabilirsiniz. Yani sorunlar en temelden en tepeye saymakla bitmiyor. Çok uzatmayayım şimdilik.

Zeynep Baliç: Günümüz sinema sektörünü filmi müziği kategorisi altında değerlendirir misiniz? Dünya standartları ile kıyaslama yapsanız Türkiye’yi nasıl konumlandırırsınız?

Mustafa Yazıcıoğlu: Şu an dünya standartlarını biraz ötede tutalım. Öncelikle bir standart yakalamamız lazım. Sonra dünya ile kıyaslarız kendimizi. Biz sektör olarak adım atmaya yeni başlamışken hızını almış koşan, hatta uçan bir dünya standartı var önümüzde. Hollywood bu işe, film müziğine proje başına 1.2 milyon dolar ayırabiliyor. Bununla mı yarışacağız? Gerçekçi olalım. Bizim filmlerimizin toplam bütçeleri bu kadar yok çoğu zaman. Burada bahsettiğim şey yetenek eksikliği değil yanlış anlaşılmasın. O yetenekte çok adam var, duymadığımız da pek çok insan vardır eminim hiç hak etmedikleri yerlerde olanlar yanında. Ama işin bir de sunum boyutu var. Güzel müzik bestelemek bir artıdır, ama o güzel müziği güzel kaydedip güzel sunmak da bu işin bir parçası. İş yine dönüp dolaşıp bütçelere geliyor. Bir orkestra kiralayıp onlarla filmin müziklerini kaydetmek ciddi bir maliyet istiyor. Ama yapımcı da diyor ki ben bu masrafın geri dönüşünü alamam ki. Haklı! Tabi ki alamaz. Çünkü kıyasladığımız Hollywood, filmlerini bütün dünyaya yapıyor. Biz sadece kendi ülkemize. O da ne kadar sinema izleyicisine sahibiz ki biz? sorusunu gündeme getiriyor. Bizim öncelikle dünyada var etmemiz lazım sinemamızı. Network! Bütün eksikliğin temeli bu. Hollywood yapımlarına bakın, 250 milyon dolar bütçelerden bahsediliyor. Bu adamlar bu filmleri sadece Amerika'ya yapsalar onlar da batar. Bütün dünya'ya satıyor adam filmini. Ve normal olarak harcadığı bütçenin bir kaç katını alıyor ülkeler toplamından.

Zeynep Baliç: Film müziği kategorisinin ülkemizde yeterince gelişmemiş olma nedenleri nelerdir?

Mustafa Yazıcıoğlu: Şahsi kanaatim müziğe önem verilmemesi. Filmin altından bir şeyler duyulsun kafi. Nasıl yani?! Filmin müziği, filmi alıp dağlara da çıkartabilir. Neden bunu es geçiyoruz? Türkiye'de film müziği denilince akla dizi müzikleri geliyor. Oraya yatırım biraz daha fazla. Neden peki? Daha çok izleyicisi var çünkü. Yatırım yapmaya değer, geri dönüşü var. Sinema öyle değil. Sonra da bize kızıyorlar amma da Amerikan kafası olmuşsun diye. Kimse kusura bakmasın valla. Ben bu işi orada öğrendim ve işimi olması gerektiği gibi yapıyorum. "Bizim izleyici bunu sever" fikri çok tehlikelidir. Hayır bu büyük bir yanılgı. İzleyicimizi küçümsemeyin. Bu ülkede insanlar Walking Dead, Da Vinci Deamons gibi dizilerin müziklerini deli gibi dinliyorlar, müzisyenlerini tanıyorlar ve takip ediyorlar. Hani bizim izleyici bunu severdi? Büyük saçmalık bu. Sen iyi ve şimdiye kadar yapmadığın bir şey yapmaya cesaret et bakalım izleyici ne diyecek. Ben hiç bir Amerikalının gidip bir film şirketine "bize Kaptan Amerika'yı çekin" dediğini zannetmiyorum. Ama çekildiğinde izleniyor. Öyle bir endüstrimiz yok bizim, öyle bir bütçemiz de yok, öyle bir cesaretimiz de yok. "Vizyonda film kendini kurtarsın yeter, nasılsa sonra tv'ye de satarız" düşüncesinin sonuçları bunlar. Dolayısıyla gelişimden önce başlangıç lazım. O olmadan söyleyeceğimiz her şey havada kalacaktır.

Zeynep Baliç: Bir müzisyen, beste yaparken hangi aşamalardan geçiyor?

Mustafa Yazıcıoğlu: Benim için şöyle; senaryoyu oku, film bitmişse izle. Sonra tekrar izle. Bitmemişse kurgu aşamasında gidip bir bak filme. Yönetmen ve yapımcıyla film hakkında konuş. Benden istedikleri ne, filmden istedikleri ne. Neyi anlatmaya çalışmış yönetmen. Ve ben bu fikri ne kadar yukarı çekebilirim. Yönetmen ile birlikte spotting yap. Spotting dediğim de şu; filmin hangi sahnesine nasıl bir duygu gerekli. Bu duyguyu nasıl bir müzikle anlatacağız. Filmi kare kare analiz etmek yani. Bu notların referansıyla oturup müzik bestelemeye başlıyorum. Asla senaryoyu okuyup müzik bestelemem ama. Çünkü yönetmenin elindeki senaryo ile benim senaryom aynı olmasına rağmen ikimizin de okurken kafasında canlanan şeyler farklı olacaktır. Yönetmen kendi hayalindeki yansımayı ekrana taşır, benimkini değil. Dolayısıyla görsel referans olmadan yazacağım her müzik, o sahne için çok yukarıda da kalabilir aşağıda da. Önce film bitmeli, sahneler belli olmalı. Sonra müzik gelir.

Besteleme süreci filmin ihtiyaç duyduğu müziğin içeriğine ve tarzına göre şekillenir. Bazen 10 günde biter bir filmin müzikleri  bazen 1 ay sürer. Bir de Piyano başında bitirmeyi seviyorum ben müzikleri. Ondan sonra orkestrasyon yapıyorum. Günümüzde bilgisayar tabanlı çalışıyoruz mecburen. Bütün orkestra bilgisayarlarımızın içinde. Ama binlerce ses arasında boğulmak istemiyorum ben. Müzikler biter, sonra şekillenir. Old school yani. Genelde dışarıda yada odanın içinde yürüyerek doğru üretme  temposunu yakalayabiliyorum.

Zeynep Baliç: İlham kaynağınız var mı? Ya da bir müzik yapmak üzereyken başınıza gelen ilginç bir anınız?

Mustafa Yazıcıoğlu: İlham kaynağım empati. Ben bir aktörüm! Seslerle oynuyorum. Filmdeki karakterlerin yerine kendimi koyuyorum ve ne hissederdim diyorum o yaşanılan olay benim başıma gelse. En doğru hissiyatın buradan çıktığını gördüm şimdiye kadar. O yüzden çok da şanslıyım. Bir aktör bir filmde çoğu zaman bir karakteri canlandırır. Ben her karakteri canlandırıyorum. Çok farklı ruh halleri. Ama biraz yorucu olduğu kesin.

Komik bir şey anlatayım. Bir keresinde bitirdiğim bir filmin müziklerini  gönderirken dosya ismini yanlış yazdığım için başka bir filmin müziklerini gönderdim yönetmene. "Olmuş mu sence bunlar?" dedi bana. "E hani olmuştu!" dedim. Onayını aldığım müziklerdi çünkü. "Bunlar onlar değil ki" dediğinde anladık durumu. Hatta diğer filmin müziklerinden bir tanesini çok beğendi bunu biz kullanalım diye ısrar etti ama o aşamada imkansızdı tabi :) Etik olarak zaten vermezdim o müziği.

Zeynep Baliç: Müzisyenler ülkemizde en çok hangi problemlerle karşılaşıyor?

Mustafa Yazıcıoğlu: İkiye ayırıyorum bunu. İmkanı olmayıp yeteneği olan ve yeteneği olmayıp imkanı olan. Ama yanlış anlaşılmasın burada imkanlar yetersiz kimse bize yardım etmiyor falan gibi aptalca bir yakarış içinde değilim. Ben kendi imkanlarını kendi oluşturan biriydim hayatım boyunca. Anlatmaya çalıştığım şu; müzikle ilgilenen herkes bir şekilde bu sektörün içine girmeye çalışıyor. Bütçeleri çok düşük hatta çoğu zaman bedava oluyor. Yukarıda bahsettiğim sebeplerden bu durum yapımcıların da işine geliyor. Nasılsa müzik işte! Değil paşam kusura bakma... Bu sebeple bu işi meslek olarak yapan profesyonel insanlar zorlanıyorlar. Ben boşuna okumuşum film müziğini! Şu an yönetmenliğini H. Mücahit Pehlivan'ın yaptığı SANDIK filminin ve Gökhan AKSU'nun yönetmenliğinde SEMUR filminin müziklerini hazırlıyorum Türkiye'de. Ayrıca Amerika için  "THE SKINNY TRUTH" filminin müzikleri (yapımcıları Alex ARDENTI, Rehan JALALI ve Ben AFFLECK), "FIRST CALLOUT" ve "ROAD TO THE PROS" dizi müziklerini hazırlıyorum. Bu insanlar beni çok sevdikleri için teslim etmediler bana işlerini. İşlerini problemsiz ve doğru şekilde nasıl yürütürüzün cevabını bildikleri için teslim ettiler.

Zeynep Baliç: Müzik, genel olarak aileler için hobi alanlarından biri olarak görülüyor. Bu durumun değişmesi için neler yapılabilir?

Mustafa Yazıcıoğlu: İşte hobi olarak düşünen herkes işin içine giriyor. Sebebi bu. Girilmez demiyorum tabi ki ama önce bu işin dinamiklerini, nasıl işlediğini öğren, hatta mümküne git eğitimini al sonra gel yap bu işi. Sonra bakıyorlar ki sektördeki müzisyenler ciddi ciddi para kazanamıyor, referans çıtası çok aşağıda çünkü. E haliyle bir aile uyarısı geliyor ardından genç müzisyen adaylarına.

Zeynep Baliç: Bu işi profesyonel olarak yapmak isteyenlere neleri tavsiye edersiniz?

Mustafa Yazıcıoğlu: Öğrenebildikleri her şeyi öğrensinler müzikle ilgili. Alanlarını baştan belli edip buna uygun çalışmalar yapsınlar. Çok müzik dinlesinler, film seyretsinler ve müzik teknolojilerini takip etmeye çalışsınlar. Artık sektör bunu gerektiriyor çünkü. Bir de, ki bana göre en önemlisi film izlemek için sinema bileti alsınlar. Bu işin hem etiği budur hem de seslerin ve müziklerin sinema salonlarında nasıl duyulduğunu irdelemiş olurlar.

Yorum Yazın
Gönder
GÜNÜN İŞ FIRSATLARI
Tüm İlanlar desteği ile
©Copyright 2017 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.